Beklediğim Karesi Değildi: O "Yanlış" Kompozisyonun Anatomisi
Objektifim bazen en büyük yanılgılarımın aynası oluyor. Bir kareyi çekerken, kafamın içinde bir senaryo canlanıyor; ışığın bu açıyla vuracağı anı, sesin bu frekansta yankılanacağını hesaplıyorum sanki. Süreç, bilimsel bir kesinlik vaadiyle başlıyor bazen. Sonra o kareye bakıyorum ve var ya, ruhumun çığlığı sanki "Hayır, bu değilmiş!" diye bağırıyor.
Bu aradaki uçurum... İşte benim en büyük tuhaflığım bu. Her teknik bilgi, her kadraj kuralı, her renk sıcaklığı hesaplaması bir yere varıyor ama bazen o varış noktası, benim hissettiğim yer olmuyor. Bu yüzden bu seriye dönüp baktığımda, en çok da "bunu neden yanlış yaptım?" diye sorguladığım kareler oluyor. Sanki mükemmel bir formül yazmışım da, en kritik değişkeni —yani o anın kırılganlığını— gözden kaçırmışım gibi.
Beklentinin Gölgesi
Bir projede, özellikle de o seri çalışmalarda, benim için kareyi yakalamak, sadece ışığı kaydetmek değil; aynı zamanda o anın tüm katmanlarını bir arada tutmaktır. Bir sonraki kareye geçtiğimde, sanki önceki karesin kusurlarını telafi etmeye çalışıyorum. Bu bir tür kör noktaya takılma hali.
Hatırlıyorum da, geçtiğimiz sonbaharda Alsancak’taki bir vapur iskelesini çekmiştim. Sis, şehrin ulaşılabilirliğine dair o tanıdık ama melankolik katmanı eklemişti. Planım belliydi: sisin kadrajı yumuşatması, siluetin dramatikleşmesi. Perdeler kalktığında ise gördüğüm manzara, benim zihnimi inşa ettiğim o yapısal görsellerden çok farklıydı.
O sis, benim istediğim o derin, kasvetli katman olmaktan çok; her şeyi boğuyor, netlik sunmuyordu. Sanki bir nesneye değil de, bir duygunun belirsizliğine odaklanmıştım ve bu duygu –o ilk bakışta düşündüğümden daha dağınık, aceleciydi. Ben ‘atmosferi’ yakalamaya çalışırken, fotoğraf bana sadece bir geçişi, bilinmezliğin o telaşlı nefesini vermişti.
Bu benim için teknik bir hata değil; anlatım biçimindeki bir kayma. Sanki mühendislik gözüyle mükemmel bir dengeyi ararken, ruhum o anın doğal kaosuyla dans etmek istemişti.
Yanlışlıkta Saklı Olan Doğru Ritüel
Bu "yanlış" gelen kareler, aslında en dürüst olanlar oluyor sanırım. Çünkü onlar benim mükemmeliyetçiliğimin duvarlarını yıktığını gösteriyor. O kural kitabına uymayan, aceleyle gelmiş gibi duran o görüntü; en çok benim ben olduğum halimi yansıtıyor.
Bazen bir fotoğrafın başarısı, ne kadar ulaşılabilir olduğunda değil; ne kadar direnç gösterdiğinde gizli oluyor. O kaosa izin vermek, o beklenmedik dağılmayı kabul etmek... İşte orada, teknik bilgi bir kenara bırakılıyor ve sadece o anın zoraki itirafı kalıyor geriye. O dağılan sis, benim ulaşmaya çalıştığım sabit noktadan daha değerli bir hikâyeye sahipmiş.
Ve sonra, bu kareyi laboratuvarda o kağıda bastırdığımda, renkler birbirine karışıyor ve işte o an geliyor. O "yanlış" kompozisyon, en derin anlatımı buluyor bazen. Sessiz bir itirafla bütünleşiyor.
TAGS: #igözleksiyon, #melankoli, #analog, #izmir