---
title: "Beklemedik Bir Pencereden Gelen Işık Hüzmesi"
description: "Objektifim bazen sadece bir kaydın değil, aynı zamanda ruhun aynasıdır. İçimde biriken bu sessiz uğultuyu, bazen de en beklenmedik görünen anlarda yakalamaya…"
date: 2026-11-03T11:12:27Z
updated: 2026-11-03T11:12:27Z
author: "Serpil Akın"
site: "Objektif Değil, Hislerle Dolu Bir Kadraj"
language: "tr"
tags: ["izmir-melankoli-analog-arış"]
url: "https://lensinhatrasi.nasilalinir.com/beklemedik-bir-pencereden-gelen-isik-huzmesi"
---

# Beklemedik Bir Pencereden Gelen Işık Hüzmesi

Objektifim bazen sadece bir kaydın değil, aynı zamanda ruhun aynasıdır. İçimde biriken bu sessiz uğultuyu, bazen de en beklenmedik görünen anlarda yakalamaya çalışıyorum. Sanki hayat, bilinçli kurduğumuz o mükemmel kompozisyonların ötesinde, bu rastlantısallık denen geniş bir tuval üzerinde cereyan ediyor.

Sonbaharın o geçiş dediğimiz, ne tam yazın sıcaklığını taşıyan ne de kışın keskinliğini hissettiren halleri var ya, işte benim en sevdiğim zamanlar bunlar. İzmir’in o nemli meltemi, eski taş sokaklara çöken ağırlık... Her şey yavaşlamış gibi. Bu durgunluk, benim için bir huzur buluşmasından çok, derin bir dinleme eylemi.

Geçenlerde böyle bir dinginlik vardı üzerime çökmüşken, atölyedeki eski baskı makineme bakıyordum. Her şey tanıdıktı; kağıdın lifleri, kimyasal banyonun o hafif turuncu kokusu. Ama kafamdaki o ince gerilim devam ediyordu: Kontrol mümkün mü? Her kareyi, her anı kusursuz bir matematiksel kesinlikle yakalamak istiyorum bazen. Oysa hayat, bu hesap tablosunun çok ötesinde bir şeymiş gibi geliyor bana.

Bir sonraki kareyi kurarken, pencereden sızan öğleden sonra güneşi dikkatimi dağıttı. Alıştığım kadrajlar vardı; denizle veda eden ufuk çizgileri, çatılardaki servi ağaçlarının kasvetli silüetleri. Her şey tahmin edilebilirdi. Oysa o gün, ışık tam olarak öyle değil geldi. Ne çok parlak, ne de tamamen solgun; arada bir kendini göstermeye cesaret eden, o belirsiz, gri tonlarda bir geçişti bu.

O an içimde beklenmedik bir kıvılcım çaktı. Sanki yıllardır mükemmeliyetçiliğin o katı kafesinde tuttuğum bir ruh, bu beklenmedik ışıkla kendini zorluyor gibiydi. O anlığı yakalamaya karar verdim. Üç ayaklılığın o sabit duruşuyla, göze çarpan hiçbir şey yoktu; sadece havada asılı kalmış o geçiş halindeki tonlar. Bir acele ya da bir amaç yoktu, sadece varoluşun kendisi vardı o karede.

Bu kareyi aldıktan sonra fark ettim ki, en iyi kompozisyonlar bazen bizim bilinçli müdahalelerimizle değil, aksine bu öngörülemez karşılaşmalarla doğuyor. Sanatın laboratuvarında, en iyi deneyler bile olsa bazen kontrolü bırakmak gerekiyor. O anki o kayıtsız, kendini bulmuş gibiyette olan ışık hüzmesi, bana gösterdi ki; hayatın tüm derinliği, planladığımız o mükemmel sonuca ulaşma çabasında değil; bu geçişlerde, bu "olduğu gibi" olan anlarda gizliymiş.

Bazen en büyük direnç, elimizdeki o tanıdık kompozisyona gösterdiğimiz sadakati bırakıp, geleni olduğu gibi kabul etme cesaretini göstermekle geçiyor. Ve belki de en güzel görseller, bu direncin kırıldığı, o hafifçe kaybolan sınır çizgilerinde ortaya çıkıyor.

---
